Bölüm 6
Bölüm 6
»...bunu mu?«
»Evet.«
Sözcük bir giyotin bıçağı gibi indi.
»Böyle girişimlerin tehlikeli olduğunu da biliyor musunuz ... her iki taraf için de ...?«
»Evet.«
»Yasalarca bana yasak olduğunu da?«
»Yasak olmadığı, hatta gerekli görüldüğü durumlar da vardır.«
»Ama bunlar tıbbi bir endikasyon gerektirir.«
»O halde bu endikasyonu bulursunuz. Siz hekimsiniz.«
Berrak, sabit, kıpırdamadan gözleri bana dikilmişti. Bu bir emirdi ve ben, o zavallı, iradesinin şeytansı buyurganlığı önünde hayranlıkla titredim. Ama hâlâ kıvranıyordum, çoktan ezilmiş olduğumu göstermek istemiyordum. -- »Yalnızca acele etme! Naz yap! Onu yalvarmaya zorla,« diye parıldadı içimde bir tür arzu.
»Bu her zaman hekimin elinde değildir. Ama hastanedeki bir meslektaşımla birlikte ...«
»Meslektaşınızı istemiyorum ... ben size geldim.«
»Neden tam da bana geldiğinizi sorabilir miyim?«
Bana soğuk soğuk baktı.
»Size söylemekte sakınca görmüyorum. Çünkü ücra bir yerde oturuyorsunuz, çünkü beni tanımıyorsunuz -- çünkü iyi bir hekimsiniz ve çünkü ...« işte ilk kez burada duraksadı -- »bu bölgede herhalde daha fazla kalmayacaksınız, hele ... hele eve büyükçe bir meblağ götürebilecekseniz.«
İçimi soğuk bir ürperti kapladı. Hesabın bu tunçtan, bu _Merchant_'ça, bu tüccarca açıklığı beni uyuşturdu. O ana dek dudaklarını yalvarmak için açmamıştı -- ama çoktan her şeyi hesaplamış, önce çevremde pusuya yatmış, sonra da beni avlamıştı. İradesinin şeytansı yanının içime sızdığını duyumsuyordum, ama tüm hıncımla direndim. Bir kez daha kendimi nesnel -- hatta neredeyse alaycı olmaya zorladım.
»Peki bu büyükçe meblağı ... bu meblağı bana verir miydiniz?«
»Yardımınız ve hemen yola çıkmanız karşılığında.«
»Bu yüzden emekli maaşımı yitireceğimi biliyor musunuz?«
»Onu da size tazmin ederim.«
»Çok açık konuşuyorsunuz ... Ama daha da fazla açıklık istiyorum. Ücret olarak ne kadarlık bir meblağ öngördünüz?«
»On iki bin gulden, Amsterdam'da çekle ödenmek üzere.«
Ben ... titredim ... öfkeden titredim ve ... evet, hayranlıktan da. Her şeyi hesaplamıştı; meblağı da, beni yola çıkmaya zorlayan ödeme biçimini de; beni tartmış ve satın almıştı, hem de tanımadan; iradesinin önsezisiyle benim üzerimde hüküm sürmüştü. En çok da suratına bir tokat atmak istedim ... Ama titreyerek ayağa kalkarken -- o da kalkmıştı -- ve dosdoğru gözlerinin içine bakarken, yalvarmayan o kapalı ağza, eğilmek istemeyen o kibirli alna bakışımla, birden içimi bir ... bir tür zorbaca, azgın bir açlık kapladı. Bundan bir şeyler sezmiş olmalı, çünkü kaşlarını, sırnaşık birini başından savmak ister gibi yukarı kaldırdı: aramızdaki nefret birdenbire çırılçıplaktı. Biliyordum, bana ihtiyacı olduğu için benden nefret ediyordu; ben de ondan nefret ediyordum, çünkü ... çünkü yalvarmak istemiyordu. O tek, o tek saniyelik sessizlikte ilk kez birbirimizle apaçık, içtenlikle konuştuk. Sonra birden bir sürüngen gibi içime bir düşünce saplandı ve ona dedim ki ... ona dedim ki ...
Ama durun, yoksa yaptığımı ... söylediğimi yanlış anlarsınız ... önce size açıklamam gerek, bu çılgın düşünce içime nasıl ... neden düştü ...«
* * * * *
Karanlıkta yine kadeh hafifçe şıngırdadı. Ve ses daha da heyecanlandı.
»Kendimi mazur göstermek, haklı çıkarmak, aklamak istediğimden değil ... Ama yoksa anlayamazsınız ... İyi bir insan denecek bir şey oldum mu hiç, bilmiyorum, ama ... sanırım her zaman yardımsever olmuşumdur ... Oradaki o pis hayatta insanın elindeki tek sevinç buydu işte: kafasına tıkıştırdığı bir avuç bilimle, herhangi bir parça canı soluk alır halde tutabilmek ... bir tür Tanrısal sevinç ... Sahiden de en güzel anlarımdı: sarı tenli bir oğlan çıkagelir, dehşetten mosmor, şişmiş ayağında bir yılan ısırığı, daha şimdiden bacağını kesmeyin diye uluyor; ben de onu kurtarmayı başarırdım. Bir kadın hummayla yatıyorsa saatler süren yollar katederdim -- tıpkı bunun istediği türden bir işte bile yardım etmiştim, daha Avrupa'da, klinikteyken. Ama orada hiç değilse insan o kişinin kendisine _ihtiyaç duyduğunu_ hissederdi; orada birini ölümden ya da umutsuzluktan kurtardığını bilirdi -- ve yardım edebilmek için insanın kendine gereken şey de tam budur işte: karşısındakinin ona ihtiyacı olduğu duygusu.
Ama bu kadın -- size betimleyebilir miyim bilmiyorum -- beni allak bullak etti, içeri sözümona gezinircesine girdiği andan başlayarak, kibriyle beni direnmeye kışkırttı; her şeyi kışkırttı -- nasıl desem ... içimdeki ezilmiş, gizlenmiş, kötü olan her şeyi karşı koymaya kışkırttı. _Lady_ rolü oynaması, ölüm kalım meselesinde ulaşılmaz bir soğuklukla bir alışverişe girişmesi beni çıldırttı ... Sonra ... sonra ... ne de olsa insan golf oynayarak gebe kalmaz ya ... biliyordum ... yani birden, korkunç bir açıklıkla -- işte o düşünce buydu -- şunu anımsamak zorunda kaldım: ben yalnızca savunurcasına ... evet, neredeyse iterek baktığımda çelik gözlerinin üstünde kaşlarını dimdik kaldıran bu soğuk, bu kibirli, bu buz gibi kadın, iki üç ay önce bir erkekle yatakta kızgın kızgın yuvarlanmıştı, bir hayvan gibi çıplak ve belki de hazdan inleyerek, bedenleri iki dudak gibi birbirine kenetlenmiş ... İşte bu, beni öyle kibirli, öyle ulaşılmaz bir soğuklukla, tıpkı bir İngiliz subayı gibi süzerken üzerime çullanan o yakıcı düşünce buydu ... ve işte o an, içimde her şey gerildi ... onu alçaltma düşüncesine kapılmıştım ... o saniyeden başlayarak giysisinin altından bedenini çıplak gördüm ... o saniyeden sonra tek bir düşünceyle yaşadım: ona sahip olmak, o sert dudaklarından bir inilti koparmak, bu buz gibi, bu kibirli kadını şehvet içinde duyumsamak, tıpkı o, tanımadığım o öteki gibi. İşte bunu ... bunu açıklamak istedim size ... Ne denli çökmüş olursam olayım, hekim olarak hiçbir zaman durumu sömürmeye kalkmadım ... Ama bu kez şehvet değildi, kösnüllük değildi, cinsel hiçbir şey değildi, gerçekten değildi ... olsa itiraf ederdim zaten ... yalnızca bir kibre egemen olma açlığıydı ... bir erkek olarak egemen olmak ... Sanırım daha önce de söylemiştim, kibirli, görünüşte soğuk kadınların öteden beri üzerimde bir gücü olmuştur ... ama şimdi, şimdi buna bir de şu eklenmişti: yedi yıldır burada, tek bir beyaz kadına sahip olmadan yaşıyordum, direniş nedir bilmiyordum ... Çünkü buradaki şu kızlar, şu cıvıldayan küçük, narin hayvancıklar, bir beyaz, bir »efendi« onları aldığında saygıdan tir tir titrerler ... boyun eğişle silinip giderler, hep insana açıktırlar, hep hazırdırlar, o yumuşak, kıkırdayan gülüşleriyle insana hizmet etmeye ... ama tam da bu uysallık, bu kölece tutum insanın aldığı zevki zehir eder ... Şimdi anlıyor musunuz, anlıyor musunuz, böyle bir durumda birden kibir ve nefret dolu, parmak uçlarına kadar kapalı, aynı zamanda gizemle ışıldayan ve geçmiş bir tutkunun ağırlığını taşıyan bir kadın çıkageldiğinde bunun beni nasıl yıkıp geçtiğini ... böyle bir kadın, böyle bir adamın, öyle yapayalnız, aç bırakılmış, kapatılmış bir insan canavarının kafesine küstahça girdiğinde ... İşte ... yalnızca bunu söylemek istedim, ki ötekini, şimdi geleni anlayasınız. Yani ... kötü bir açlıkla dolu, onu çıplak, şehvetli, kendini bırakmış düşlemenin zehriyle, kendimi adeta yumruk gibi sıktım ve aldırmazlık taslayarak soğuk soğuk dedim ki: »On iki bin gulden mi? ... Hayır, bu para için yapmam.«
Bana baktı, biraz solgundu. Bu direnişte para hırsının olmadığını sezmişti herhalde. Yine de dedi ki:
»Peki ne istiyorsunuz?«
O soğuk to